Unutkanlık

Hepimiz her gün pek çok şeyi unutuyoruz. Öğle yemeğinde ne yediğimizi, telefon numaralarını, az önce tanıştığımız birimin adını, bazen verdiğimiz sözleri, az önce yapmayı düşündüğümüz şeyin ne olduğunu... Bu listeyi alabildiğine uzatmak olanaklı. Aslında bizi unutmaktan daha da çok rahatsız eden şeyin hatırlamak istediğimiz halde unuttuklarımız. Böylesi durumlarda belleğimiz üzerindeki kontrolümüzün ne kadar da az olduğunu fark etmek durumunda kalıyoruz. Zaman zaman özellikle aklımızda tutmaya çalıştığımız bir şeyi unutuverirken, bazen de hiç düşünmediğimiz bir şey birdenbire aklımıza gelir, yada ne zamandır hatırlamaya çalıştığımız bir şeyi ilgisiz bir zamanda hatırlayıveririz.

İnsanlar öğrendikleri veya bir şekilde edindikleri bilgileri nasıl olup ta aklında tutabiliyor ve gerektiğinde hatırlayabiliyor dersiniz.
Gördüklerimizi, duyduklarımızı, dikkat edelim veya etmeyelim, beynimizin bir köşesine kaydederiz. Eğer kaydettiğimiz bu bilgiyi kısa zaman içinde kullanmazsak veya yineleme yoluyla belleğimizde tutmaya uğraşmazsak, kısa süre içinde unutur gideriz. Ancak kullanılan veya sık yinelenen bir biliyi özümser ve belleğimize kaydedebiliriz ve istenildiği zaman hatırlamayı deneyebiliriz. Hatırlayabilmek sadece bilgiyi yinelemekle ilişkili değil. Hatırlamak istediğimiz şeyle ilk karşılaştığımızda, ona yüklediğimiz anlam, o şeyin bize çağrıştırdıkları da çok önemli yeni tanıştığımız birinin adı bize bir şeyi çağrıştırıyorsa, ya da yüzü bir yerden tanıdık geliyorsa o kişiyi başka bir zamanda hatırlamak çok daha kolay olacaktır. Hatırlamayla ilişkili bir başka önemli konu da; hatırlamak istediğimiz şeyi ilk öğrendiğimiz andaki ruh haliyle hatırlamaya çalıştığımız andaki ruh halinin benzer olması. Mutlu olduğumuz bir kişinin adını mutlu olduğumuz bir başka anda daha kolay hatırlarken, üzgünsek daha zor hatırlayabiliriz. Herhangi bir şeyi öğrenirken bu bilgiyi daha sonraki belli bir zamanda kullanmamız gerektiğini bilirsek, o zaman o bilgiyi daha fazla aklımızda tutabilir,ve o belli zaman geldiğinde daha rahatlıkla hatırlayabiliriz.
Kısacası; duyduğumuz- gördüğümüz herhangi bir şeye bir anlam yüklersek, o şey bize yaşantımıza ilişkin bazı çağrışımlar yaptırıyorsa, ilk karşılaştığımızdaki ruh halimizle hatırlamaya çalıştığımız andaki ruh halimiz benzerlik gösteriyorsa, ilk öğrendiğimizden bu yana o bilgiyi sık tekrarlayabilmişsek, kullanma olanağı bulabilmişsek o bilgiyi hatırlama olasılığımız çok daha yüksek olacaktır.

Ya unutkanlıklarımız..

Unutkanlıklarımızın önemli bir bölümü, ilk öğrendiğimiz sırada veya hatırlamak istediğimiz anda dikkatli olamamamızdan kaynaklanır. Dalgınlık; günlük yaşantımızda unutkanlıkların büyük kısmından sorumludur. Eve yorun-argın geliyorsunuz, elinizdeki anahtarı- telefonu v.b. bir yere dayarsınız, sonra da onlar lazım olduğunda başlarsınız aramaya. O eşyayı oraya dayarken aklınız onda değildir oysa ki. Eve ilk adımlarını atarken aklınız halen dışarıda yapmakta olduğunuz işle meşguldür veya evde yapacağınız şeyleri düşünmektesinizdir, o nedenle de anahtarınızı koyduğunuz yeri hatırlamak bir yana anahtarınızı bir yere dayadığınızın bile farkında olmayabilirsiniz. Farkında olmadan yaptığınız bir davranışı daha sonra hatırlamak elbette çok güç olacaktır. Aceleyle yerinizden kalkıyor ve içeriye bir şey yapmaya gidiyorsunuz, odaya geldiğinizde ise; “ ben buraya ne yapmak için gelmiştim” demektesiniz. Ne kadar uğraşsanız da oraya neden gittiğinizi hatırlayamıyorsunuz. Ya sinirlenip vazgeçiyor, ya da belki hatırlayabilirim diye düşünerek geldiğiniz yere dönüyor, yaptıklarınızı zihninizden geçirmeye çalışıyorsunuz. Hatırlamak istediğiniz şey o anda aklınıza gelebilir veya saatler sonra başka bir şeyle uğraşırken ne yapmak istediğinizi hatırlayabilirsiniz. Bütün anlatılan bu durumlarda aslında unutkanlıktan çok dalgınlıktan, dikkat dağınıklığından söz etmek gerekli. Çağımızda, hangi yaşta olursa olsun, insanlara çok sayıda uyarana maruz kalıyor. Bilgi çağı olarak nitelenen bu çağda, bilgiye uylaşırken pek çok şeyle de kuşatılmış oluyoruz. Küçük yaştan itibaren günlük programlar yoğun, sıkıntılar, stres bir o kadar fazla. Genç insanlar , okul çağlarında sınav stresi yaşarken, iş hayatı başlı başına stresli olabiliyor. Özellikle, büyük kentlerde sabah işe yetişme telaşı, trafik sıkışıklığı ile daha günün başında insanlar kendini yorgun, gergin hissetmeye başlıyor. İşe varıldığında enerjini neredeyse yarısı tüketilmiş oluyor, iş hayatı da benzer biçimde insanları yorabiliyor, yıpratıcı yönleri olabiliyor. Yorgunluk- gerginlik dikkatin dağılmasına, kafaların karışmasına yol açıyor ve unutkanlıklar baş gösteriyor. Durum, ev kadınları içinde benzer aslında. Ev kadınlarının, yeknesak ev işlerinin yanında çocuklarına ait stresleri taşımak, eşinin stresine ortak olmak veya yatıştırıcı görev üstlenmek gibi sorumlulukları da olabiliyor. Kısacası, yaşam herkes için pek çok sorunu da beraberinde getirmekte, sorunlarla baş etmeye çalışırken dikkat ister istemez dağılmakta, kendini bir konuya vermek bazen güç olabilmektedir. Böylesi bir durumda dalgınlık, unutkanlık nerdeyse kaçınılmaz gibi görünmektedir.

Bazen unutkanlığın yarar sağladığı durumlarda olabilmekte. Başımıza gelen can sıkıcı durumları, yaşadığımız ilişkilerdeki kötü anıları unutmak bizi rahatlatabilir. Eski telefon numaralarını, eski arabanızın plakasını unutmak beyni boşa yorulmaktan kurtarmakta, kişinin yaşama uyumunu arttırabilmektedir.

Peki; unutkanlıkları her zaman olağan olarak mı nitelemeliyiz. Elbette ki hayır. Unutkanlık, pek çok psikiyatrik ve tıbbi hastalığın önemli ve öncelikli belirtisi olabileceğinden, unutkanlık şikayeti dikkate alınmalıdır. Depresyon unutkanlığın en sık görüldüğü psikiyatrik hastalıklardan biri. Unutkanlık; dikkatini toparlama güçlüğü, karar vermede güçlük, yorgunluk, bitkinlik, kendini üzgün-mutsuz hissetme, hiç bir şeyden zevk alamama gibi şikayetlere birlikteyse depresyondan şüphelenilmeli ve mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır. Depresyonda gözlenen unutkanlık, aslında dikkatini bir türlü toparlayamamanın bir sonucudur. Depresyondaki kişiler yeni bir şeyi akıllarına koymakta güçlük çektiklerinden, hatırlamaları da mümkün olmamaktadır.Depresyon, kişilerin algılarını değiştirdiğinden, yaşamlarına ait her şeyi olumsuz görmelerine, geçmişte yaptıklarına aşırı odaklanmalarına neden olduğundan, bugünü gerçekçi olarak değerlendirmeleri de pek mümkün olamamaktadır. Diğer pek çok psikiyatrik hastalıkta da unutkanlık sık rastlanılan bir durumdur.
Unutkanlığın tedirginliğe yol açmasının nedenlerinden biri de, kişilerin bunamaya ilişkin endişeleridir. Bunama- tıbbi adıyla demans- durumunda, kişi unutmaktan çok yeni bilgileri öğrenmekte güçlük çekmektedir. Bu kişiler tarihi , güncel konuları bilmekte güçlük çekerler, evinin yolunu şaşırmaya başlarlar, karar vermede ciddi güçlükleri olur, kararsızlık içindedirler. Kelimeleri bulmakta güçlük çekerler. Bunama ilerleyen bir hastalıktır; ilerleyen dönemlerinde ev içinde odaları, tanıdıklarını karıştırmaya başlarlar, kendilerine bakamazlar, gereksinimlerini karşılayamazlar, konuşmaları iyice bozulur, insanlara kuşkuyla bakmaya başlarlar, yemek yemediklerinden, paralarının çalındığından, zehirleneceklerinden endişe duyarlar, olmadık sesler duymaya, görüntüler görmeye başlarlar.Gidereke davranışları bozulur, dengesizleşirler. Erken dönemde tanı konulabilirse, tedaviyle hastalığın ilerlemesi yavaşlatılabilir.

Unutkanlık yaşamımızın bir parçası. Ancak yukarıda sözünü ettiğimiz hastalıkların bir belirtisi olabileceğinden şüphe duyulduğunda mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır.


TÜM KİTAPLARDA %45'E VARAN İNDİRİMLER

İyi Hissetmek
%37
indirim
30 TL
18.9 TL
Hayatı Yeniden Keşfedin
%38
indirim
32 TL
19.9 TL

İçerik Yazarı:

Yorumunuz