İnfertilite Tedavisinde Stres Faktörleri

Stres organizmanın, tehdit edici bir durum karşısında bedensel ve ruhsal olarak zorlanmasıdır. Mekanizmamız duygusal, zihinsel, bedensel bütünlükten oluşur. Stres organizmanın “normalde” uyum içinde, tıkır tıkır çalışan bu mekanizmasının bozulmasına sebep olur. Stresin oluşumu genellikle belirli bir değişiklik olduğunda ortaya çıkan beklentilerle doğrudan ilintilidir. Beklentiler kişisel ve çevresel olabilirler. Kişisel Stres Kaynakları, zihinsel işleyiş, ve alışkanlık halindeki davranışlarla tanımlanır ve “Başarılı olmalıyım”, “herkes beni sevmeli” gibi içsel mesajları barındırır. Çevresel Stres Kaynakları ise önemli yaşam olayları ve günlük sıkıntılarla tanımlanır. Ölüm, ciddi hastalık, zor ve zahmetli tedavi, doğal afetler gibi durumları içerir.

İnfertilite tedavisinde kişisel ve çevresel stres uyarıcıları şu şekildedir;

Infertilite Psikolojisi:
Çocuk sahibi olmak isteği doğuştan gelen bir içgüdüden çok kişinin psikososyal gelişimine göre zamanla oluşur. Genellikle kişisel gelişim, sosyokültürel etkiler, ekonomik durum, aile dinamikleri, eşle kişilerarası ilişki gibi faktörler çiftlerin çocuk sahibi olma arzusunun oluşumunu etkiler. Bu isteğin temelinde, kişinin mutluluk ve iyi bir ruh haline sahip olma isteği yatar. Bu istek göz önüne alındığında, çocuk sahibi olma arzusu karşılanamadığında, çiftler suçluluk, karamsarlık, ümitsizlik duygu ve düşünceleri ile başbaşa kalır ve kendilerine olan güvenlerini kaybederler. Böylece kişi sorunu kabullenme, problem çözme, alternatif yollar arama, hayatındaki farklı rollere odaklanma becerilerini göz ardı edebilir.


Yapılan çalışmalar, erkeğin de kadın gibi infertilite tanısı almış olmaktan dolayı olumsuz duygulanım içinde olduğunu fakat dışavurum şeklinin farklı olduğunu göstermektedir. Hatta kadına oranla daha sık kayıp ve kontrolsüzlük hisleri ve özgüven eksikliği ile başetmek zorunda kaldıkları öngörülmektedir. Kadın – faktörlü infertilite sorunu var ise kadın bununla yüzleşmeyi tercih ederken, erkek – faktörlü infertilitede erkek kaçınmayı, reddetmeyi, sorunla karşılaşmamayı tercih etmektedir.


Olumsuz Benlik Algılaması:
İnfertilite tanısı almış olmak ve bununla ilgili tedaviye girme zorunluluğu kişilerin kendilerine yönelik bakış açılarını olumsuz yönde etkilemektedir. Yetersizlik, eksiklik, başarısızlık gibi çarpıtılmış düşünceler kişiye üzüntü, kaygı ve endişe gibi olumsuz duygular yaşatır. Çocuk sahibi olmanın, insan doğasına uygun ve yapılması gereken bir olgu olarak kabul edilmesi, bir bakıma infertil çiftlerin kendilerini anormal hissetmelerine sebep olmaktadır. Yapılan çalışmalarda, kadının erkeğe oranla olayı daha olumsuz yorumlaması üzerine klinik anksiyete ve depresyonun kadında erkeğe oranla daha sık rastlandığı gözlenmiştir.

Belirsizlik:
Infertilite tanısı almış kişiler, yapılan tetkikler sonucunda zaman zaman net bir cevap alamayabilirler. Gösterilen sebepler yetersiz kalmakta ve kişi problemini tam göremediği için buna nasıl bir çözüm getirmesi konusunda zorlanmaktadır. Tedaviyi uzun ve yıpratıcı bir yolculuğun ardından varılan son durak olarak algılamak ve alternatif bir eylem planı kuramamak çiftlerin çaresiz hissetmelerine sebep olmaktadır.

Tedavinin belirli oranda sonuca ulaşma ihtimalinden dolayı, çiftler tedaviye yüzde yüz güven duyamamakta hatta ciddi olmayan komplikasyonlarda bile kolaylıkla başarısızlık hissi ve hayalkırıklığı yaşayabilmektedir. Bu durum, başarısızlıkla sonuçlanan tedavinin ardından bir diğerini denemenin de zorluğunu ortaya koymaktadır.

Eşle İlişki:
Eşle problemi iki açıdan ele almak gerekmektedir. Bunlardan biri eşle iletişimde yaşanan problemler iken, bir diğeri de cinsel yaşamla ilgili sorunlardır. Çiftlerin “infertilite sebebinden” ötürü birbirlerini suçlamaları eşle yaşanabilecek iletişim sorunlarından biridir. Kadının taşıyıcı olmasından kaynaklanan bir durum da, ultrason çekiminden, kürtaja kadar tüm fiziksel işlemlerin kadına uygulanması ve kadının bu işlemlerin fiziksel sonuçlarına doğrudan tanık olmasıdır.

Eşle iletişimsizlik problemlerinden bir diğeri aynı olaya karşı farklı şeyler düşünmek ve hissetmekten kaynaklanır. Bu durum genellikle çiftlerden birinin kendini yalnız ve anlaşılmamış hissetmesine sebep olur. Erkeğin, kadın tarafından sorunu gözardı ediyormuş gibi görünmesi de kadın için sorun yaratabilir. Bu algılama herzaman gerçekçi olmasa da, çiftler arası çatışma yaratan en önemli durumlardandır.

Güçlü stres kaynaklarından biri de evlilik ilişkisindeki dinamiklerin bozulmasından ötürü evlilik dışı ilişkilerin gündeme gelmesidir. İnfertilite tedavisinin uzun seneler sürme ihtimali olduğundan çiftlerin cinsel yaşamları da olumsuz etkilenebilmektedir. Zamanlanmış cinsel ilişki, ilişkide döllenme amacının olması, belli pozisyonları benimseme ile alışmış oldukları durumun dışına çıkmakta ve cinselliklerini gözlem ve baskı altında yaşamak zorunda kaldıklarını hissetmektedirler.

Kadınlarda cinsel istek kaybı, cinsel uyarılmanın gerçekleşmemesi veya orgazm olamama doğrudan ve dolaylı olarak hamile kalmayı güçleştirmektedir. Kadının tarihçesinde cinsel istismar olması cinsel işlevi, dolayısıyla tedaviyi etkileyen başka bir stres kaynağıdır.

Çevre ile İlişki:
Özellikle birbirinin içine geçmiş aile ve sosyal ilişkilerin yaygın olduğu toplumlarda, çiftin sorunu, etraflarındaki çoğu insan tarafından bilinen bir durum halini almaktadır. Sorunla ilgili medyada pek çok bilgi bulunması ve bu bilgilerden bazılarının geçerliliğinin tam olmaması dolayısıyla, çiftler etraflarından gelen yanlış bilgiye maruz kalmaktadırlar. Bu bilgiler kişilerin kararsızlık ve özellikle kaygı ve karamsarlık yaşamalarına sebep olmaktadır.

Çiftlerin ebeveynlerinin çocuk sahibi olma konusunda beklenti içinde olmaları infertilite tanısı almış kişilerde duygusal zorlanmaya sebep olmaktadır.

Doktora ve Merkeze Güvensizlik:
Doktor – hasta ilişkilerindeki sorunlar da hastanın tedaviye olan uyumunu olumsuz etkilemektedir. Özellikle doktorun randevuya geç kalması, yeterli bilgi aktarmaması, hastanın sorularını cevapsız bırakması ve zaman zaman transfer ve yumurta toplama işlemlerini bir başka doktora pas etmesi hastanın doktora ve merkeze olan güvenini etkilemektedir.

Maddi Zorluklar:
Tedavi bütünüyle, yapılan tetkikler, uygulanan işlemler, kullanılan ilaçlar bakımından kişiye maddi yük getirmektedir. Uzun yıllar sürebilecek, sadece bir deneme ile başarıya ulaşma ihtimali kısıtlı, tekrar edilmesi muhtemel bir tedavi türü olduğundan tüm bu maddi yükü karşılamak kişiler için zorluk yaratmaktadır.

Düzenli ultrason takibi, kan testleri, doktor görüşmeleri kişilerin iş hayatlarına uyumlarını ve performanslarını olumsuz yönde etkilerken, bunun da sonucu dolaylı yoldan tedavinin maddi olarak karşılanmasını zorlaştırmaktadır.

İlaçların Etkisi:
Tedavide ilaçlara bağlı kalmak, iğneleri düzenli olarak kullanmak çiftleri hormonal ve psikolojik olarak etkiler. İnfertilite tedavisinde kullanılması için verilen ilaçların çoğunun duygusal işlevleri kontrol eden nörotransmiterlere etkisi vardır. Tüm tedavi boyunca kullanılması gereken bazı ilaçların yan etkileri arasında sıcak basması, terleme, başağrısı, sıkıntı hissi gibi belirtiler vardır. Bunların zihinsel süreçlerle yanlış sinyaller olarak yorumlanması panik atak ya da anksiyete oluşumuna sebep olabilir. Kullanılan ilaçlardan bazılarının ani duygudurum değişimine sebep olduğu, çalışmalar tarafından desteklenmektedir.

Daha detaylı bilgiler için yayınevimizden çıkan kitapları gözden geçirebilirsiniz.
Tüm Kitaplar'da %40 a varan Sonbahar indirimi için tıklayın!

İçerik Yazarı: Klinik Psk. Derya Utku